2 Haziran 2017 Cuma

UNUTMAK MÜMKÜN MÜ?


     Bazen diyorum ki: İyi ki çocukluğumu köyde geçirmiş ve o günleri yaşamışım diye.

     İnsanlarımızın samimiyetini, hoş görüsünü, misafirperverliğini, hayvanlarla gübre-sap-saman taşımayı, düven sürmeyi, süverideki çeltik tarlalarını, pamuk tarlalarını, süveri çayındaki değirmenlerini, değirmenlerde yediğim halkaları, gömmeleri, süveri çayının bendlerini, bentlerde karnımızın altına tahta koyarak ve 

ayaklarımızı vurarak yüzmeyi öğrendiğimiz günleri, bendlerdeki çay balığı, yayın , sis, kasna balıklarını, tutulan balıkları kızartıp üzerine koruk koyup biraz daha pişirerek yemeyi, tutulan balıkları söğüt dalı dizgelerine takıp köye gelinceye kadar bozulmamaları için tuzlamayı ayrıca yol üzerindeki her çeşme yalağına daldırıp köye kokmadan getirdiğimizi, köy gençleri ile koca çayırda alt mahalle-üst mahalle maçlarını, yağmur duası için bütün köy halkı ile sergenli eyrene gidilmesini ve Ragıp Dedenin göbeğine kadar suya girip dua etmesini, ahlat-akça ahlat toplamayı, cevizle deresinden ceviz dokumayı, Çınarlı bağda üzerinde kulübe bulunan çınarın altında piknik yapmayı, tarlalarda ekin yığınları arasında yatmayı, asker yemeklerinde yemek yerken ekmek saklamayı, asker uğurlama günlerinde ateş yakılıp etrafında misket, fidayda, morkoyun oynamayı, sağır köyünden gelen kirazların buğday ile takas edilmesini, köyümüzde olan 3 kahvehanenin dolu olduğu günleri, Bakkal Osman'ının kahvede yılbaşlarında tombala çekilmesini, Rahmetli Bakkal Osman'ının bakkal dükkanında bulunan santral telefonundan aranan köylüleri çağırmasını, Turhan'larda çalkalanan ayranı ve üzerindeki taze tereyağını parmaklarımızla deldiğimiz sıcak bazlamaya sürmeyi, mutfaklarda (aşevi) yer alan sergen (raf) lerdeki bakır kapları, uprukları, bakraçları, güğümleri, su testilerini, tuvalette iken duvar deliklerinden etrafı seyretmeyi, pişirilen fıslakları, pelteleri yemeyi, ramazan ayında sahurda yapılan yufkaları kaynatılmış şekerli su sürerek yemeyi, evlerde balkon(hayat) altlarında yer alan karakovandaki arıları, Yusuf Amca'nın taka kamyonunu, kamyonlarla dağdan keresteye gidilmesini, dönüşte gençlik ya kamyondaki kerestelere bağlı demir kancaları sökmeyi, yine genclik, kavun-karpuz tarlarına girmemiz, çevre köylerle bilhassa Uruş ile yaptığımız çekişmeli ve iddialı futbol maçlarını, köy kahvesindeki televizyonun tamir edilmesi için köy gençleri olarak köy muhtarı evine gidilip mutlaka yapılması   konusundaki gösterimizi, köy okulunda iken toplanan meyvelerın öğrencilere dağıtılmasını, sabahları sığırları salarken köy kadınlarının sohbetlerini, ahırlardaki hayvanları, samanlığı, yiyeceklerin saklandığı tel dolapları, erzakların ve ekinlerin, arpaların ve yemlerin saklandığı hambarları, taze taze hergün topladığımız köy tavuklarının yumurtalarını, bayram namazından sonra mahalle olarak sabahları yenilen yemekleri, kadın düğünlerinde Eşe Ebenin tef çalması eşliğinde kaşıkla oynanan oyunları, kadın düğünlerine yemeni bağlayarak kaçak olarak girmeyi, ebelerimizin başlarına giydikleri ve içlerine iğne, iplik vb. koydukları Takkaları, köy kadınlarımızın giydiği üç eteği, bellerine bağladıkları gümüş kuşakları, şimdiki köy kadınlarımızın giydikleri şalvardan önce pistan giydiklerini, ramazan aylarında sahura kalkmak için evler arası tel çekilip uçlarına zil bağlanılarak birbirlerini uyarmalarını, eski kış günlerinde evlerin çatılarından sarkan uzun sarkıt buzları, çeşme başlarında kazan konulup yakılarak ve tokaçla dövülerek yıkanan çamaşırları, yine kazanlarda kaynatılan bulgurları, onları sıcak sıcak yemeyi, bulgurların taş dibeklerde karşılıklı sıra ile vurularak dövülmesini, tiftiklerin çıkrıkta çekilerek ip haline getirilip yün çorap yapılmasını, pazar günleri Uruş pazarına gidilip sinema seyredilmesini, köyümüze dışarıdan gelip diğer köylere geçmek isteyen kişilerin misafir edildiği köy evini, onlara sıra ile yemek verilmesini, köy yolunun yapımında ve su getirilmesi konusunda köylülerin hep birlikte çalışmasını, taşları kırmasını, kazma sallamasını, Elektrik olmadığı için çıra ile veya fitilli lamba ile ahıra ve samanlığa inilmesini, gazlı lamba dan sonra kullanılan gömlekli lüks lambasının verdiği ışığı, Ankara'ya göç olayı olduktan sonra köy gençlerimizle kurduğumuz Köy Futbol Takımının çeşitli semt takımları ile yaptığımız maçlar için her hafta toplanmamızı, hatta kendi forma, şort ve tozluklarımızın olduğunu, bahane ile Ankarada yaşayan gençlerimizin birarada olmalarının sağlanmasını, çayırlara kurulan gıncırdaklarda dönmeyi, dönerken o kömürün gıcırtılarını dinlemeyi, çamurlu günlerde deyneklerle oynadığımız kazık oyununu, Kış günlerinde Toprakla'nın tepesinden aşağıya doğru tahta kızakla kayıp, yoldan geçerek aşağı çayıra kızakla uçtuğumuz günleri, Cıbaro'nun çayırında çıplak tayların yelelerine tutunarak üzerinde kalmayı başaramadığımızda bizi üzerinden atmalarını, Kocadayı ve Nalbant İbrahim tarafından hayvanların ayaklarına nal çakılmasını , çıkan kol ve parmakların Osman Çavus Dede'ce ve Çöçenin Ebe'ce (Zelhe Ebe) yerine konmasını, Berber Dede tarafından sıfır yada 1-2 numara saç traşı olmamızı    UNUTMAK MÜMKÜN MÜ?

Su değirmenleri : Ahmetağaların Değirmeni-Curaların Değirmeni-Sarı Değirmen, birde şu anda köy girişinde Küçük dere üzerindeki köprünün bulunduğu yerde Çavuş'un Değirmeni

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme